Derneğimiz





Hamam Kültürü


Hamam kültürümüz, Kilis'i 266 yıl elinde tutan Türk Memlukler zamanından başlar. Kilis'te hamamlar çevre ve insan temizliğini eşdeğer gören bir anlayış ve kavrayışla ele alınmıştır

Eskiden sokaklar ve binalardaki çöp ve benzeri artıklar ikiye ayrılarak toplanırdı. Selülozik artıklar "Külhan Zibili" adı altında hamamlarda yakıt olarak kullanılır, organik maddeler ve artıklar da adına "Kömelik" denilen yerlerde stok yapılarak, kentin atık suları ile özel bir yöntemle için için yanmaya bırakılarak, tarımsal alanda doğal gübre olarak değerlendirilirdi. Böylece, çevre temizliği ile insan temizliği entegre bir biçimde başlı başına bir Özgün Kilis kültürü idi. Böylece Kilis Ağzı'na bazı sözcükler de kazındmlmıştı. Örneğin "Külhan Zibili", "Külhan Şilifi" , "Külhancı Eşeği" gibi.

Eski Hamam
Meşetlik Mahallesi'ndedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devri başlarken birçok eser gibi bu hamam da ihmal edilmiştir. Mimari değeri çok yüksek olan hamam meyilli bir arazi üzerindeydi. Kilis'in dar sokaklanndan sel halinde akan yağmur suları, sürüklediği taş, kum ve toprakla hamamı doldurup altına almıştır. Daha sonra açıldığı ve meydana çıkartıldığı için "Eski Hamam" denilmiştir. Hamamın kapısı, devrinin şahaser mimari örneklerindendir. Kapının üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır: Bu mübarek hamamı 970 yılında Sultan Seli Oğlu yüce Sultan Büyük Hakan Sultan Süleyman'ın hükümdarlık günlerinde Emir Kasım Oğlu Emir Canpolat yaptırdı. Allah padişahın mülkünü muhallet etsin.

Hasanbey Hamamı
Çaylak Mahallesi'nde bulunan hamam, yol seviyesinden aşağı olduğu için "Çukur hamam" olarak isimlendirilse de, halk arasında yaptıran şahsın adıyla anılmaktadır. Hamama dokuz taş basamaklı merdivenle inilir. Kapısının üzerinde yeralan kitabenin kalın sıvanın altında kaldığı söylenmektedir. Soyunma yerini, tepeden ışık alan derin ve büyük bir kubbe örter. Hamamı (l008 H.) 1599 M. yılında ölen, Muallak Camii'ni de yaptıran "Kilis zabiti Hasan Bey" yaptırmıştır. Kitabenin okunamaması nedeniyle hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir.

Koca Hamamı
"Hoca Hamamı" da denilen hamamın kapısının üzerindeki kitabe kireçle sıvandığı için , sağlıklı birşekilde okunamamıştır. Temizleme çalışmaları sonunda kitabenin okunabilen bölümlerinde Sultan Süleyman zamanında muradına erişen "yüce, himmetli, mürüvvet kaynağı" Canbolat Bey'in adıyla beraber "Gökçezade"den de bahsedilmektedir. Canbolat Bey'in Vakıflar Genel Müdürlüğü'ndeki Vakfiye'sinde üç hamamdan bahsedilmektedir.. Bunlardan birisi, Eski Hamam ikincisi Paşa Hamamı'dır. Uçüncüsünün de' Hasanbey Hamamı olması muhtemeldir. Tahminlere göre Gökçezade bu ,hamamı H. 952 yılında yaptırmıştır. Hamamın soyunma yerini tek büyük bir kubbe örter. Kubbenin eteğinde dört, üst kısmında bir pencere vardır. Ortada bulunan şadırvan sonradan yapılmıştır. Hamam göbek taşlı üç açık, dört kapalı halvetlidir.

Paşa Hamamı
Cami, medrese, türbe, saray, kervansaray ve handan teşekkül eden Canbolat Mamuresi'nin doğu tarafındadır. Mimari bakımdan şaheser bir yapı olup, hamamınn cephesi tamamen sarı ve siyah taşlarla yapılmıştır. Giriş kapısının sağında, hamamın soğukluğuna açılan üç pencere vardır. Pencerelerin üstlerinden sağa ve sola açılan sarı ve siyah elli taşın birbirlerinin içine geçmesi, manzaranın güzelliğini arttırmaktadır. Kapının üzerinde yer alan kitabe taşı, iki parçadan yapılmıştır. Eski Hamam'dan beş sene sonra (975 H.) 1560 M. yılında Emir Canbolad tarafından yaptırılmıştır.

Tuğlu (Toğlu) Hamamı
Hamam Şeyhler Mahallesi'ndedir. Kapının üzerindeki mermer taşlı kitabede satırların arasına" 1200" tarihi kazınmıştır. Bu kitabeye göre hamamı, Daldabanzade Paşa yaptırmıştır. İlk adı "Yeni Paşa Hamamı" olup, sonra "Daldabanzade Hamamı" olarak anılmıştır. Şimdi yaşayan adı ise "Tuğlu Hamamı " dır.

Mahsere Kültürü
Kilis, zeytinin ilk kültüre alındığı bir kuşakta, "mikroklima" bir iklim adasında bulunmaktadır. Bir Akdeniz bitkisi olan zeytini, denizden yaklaşık 150 km. uzaklıkta kendine özgü bir yöntemle yetiştirmektedir.

Dünyada nadir bulunan ve yumrudan üretilen zeytinlerimiz, tanede yağ oranı açısından en zengin bir çeşittir. Zeytinyağı, "Mahsere" denilen ilkel mekanik bir biçimle sağlanmaktaydı. Mahsereler, taştan ve çoğunlukla "Kab" denilen tonozlar Üzerine oturtulmuş yapılardan oluşurdu. Birli, ikili, üçlü, pek az olarak da dörtlü "Mahsere Taşı" birimlerine ayrılır, biri sabit diğeri onun Üzerinde hayvan gücü ile döndürülen taşlar arasında ezilip "aş", küspe haline getirilirek, ağaçtan yapma "şedde", denilen mengenelerde sıkılırdı. Mahserelerin işletme yöntemi başlı başına bir işletme kültürü oluşturmuştu. Zeytin sahiplerinin getirdikleri tane zeytinler yağ haline getirilerek müşteriden, küspe artıkları ücret olarak alınırdı. Bu küspeler, zeytin mevsimi sona erince "Acı işleme" denilen bir yöntemle yeniden sıkılarak elde edilen "Acı zeyt" değerlendirilirdi. Mahserelerin mengenelerinde "Şedde" olarak kullanılan saz örgü, "Zembiller" yalnız körlerin çalıştığı bir yan sanayiyi de geliştirmişti. Bu da ayrı bir özgün kültürümüzdü. Mahserelerin ortadan kalkması ile bunlar da artık yok olmuştur.

Mahsereler ayrıca, çağımızda adına "Öz Yönetim" denilen bir işletme biçimi geliştirmişti. "Mahsere Ağası" sabit sermayeyi, işçi de emeğini koyarak elde edilen geliri paylaşırlardı.

Tarım Kültürü
Tarım alanında da , boş iş gücünü en aza indirgeyen bir yöntem ayarlanmaktadır. Bağ bozumu veya "Sergi vakti"nden başlanarak; sergi toplama, "Güz sürümü" , yeterli yağış olur olmaz tahıl ekimi, zeytin derme, yağışlı günlerde zeytin sıkma, bu biter bitmez "Batallık günlerde" (Kar ve yağmurlu günlerde) pekmezhanelerde pekmez çekme, şubatta kazma işleri, bağ budama , çıbık toplama, "Kufur çalma" (Zararlı böcekler için bağ çubuklarına sürülen macun), tarlada "Felhan çıkarma" (Kavun,karpuz, acur gibi bitkilere hazırlama) , çift sürme "Keleb etme", "Baran etme" , "Başını yarma". Zeytin ve bağ belleme...

Bütün bu işlemler, "Emek yoğun" biçimde, akıl ve mantık çerçevesinde iş günleri değerlendirmesi olarak yapılırdı.

Hayvancılık Kültürü
Bir zamanlar hayvancılık alanında, "Kilis İneği", "Kilis Keçisi", "Kilis İpeklisi" ve bunun hammaddesini oluşturan ipekböcekçiliği, geliştirilmişti. Son yıllarda bu kültürün ortadan kalktığı gözleniyorsa da bilimsel kitaplarda varlığı sürmekte ve yazılmaktadır.

Pekmez Kültürü
Kilis, bağcılıkta, Güneydoğu Anadolu' da yetiştirdiği "Urumu Üzümü" cinsiyle dönüm veya dekar başına en yüksek verim sağlamaktadır. Bu çeşit, taze sofralık olarak tüketilemediğinden, kurutulmakta ve sonradan işlenerek pekmez haline getirilmektedir. Kuru üzümden pekmez imali yalnız Kilis'e özgü bir imalat kültürü oluşturmuştur.

İnanç Kültürü
Kentleşmeye başladığı yıllardan beri Kilis'te, cami, kilise ve havra yanyana derin bir hoşgörü ile yaşamıştır. Değişik inançların nasıl bir kardeşlik içinde kaynaşıp bir arada yaşadığı, 16 Haziran 1920 tarihinde Kilis Ermenilerinin T.B.M.M. Başkanı Mustafa Kemal Paşa'ya çektikleri bir telgrafta da görülmektedir.
Kültürü

Kilis Hakkında