Derneğimiz





M. Faruk DALGIÇ - Bozdağ, Gölcük, Birgi ve Ödemiş Gezisi

 

21.3.2010 Pazar günü, derneğimizin gezisine katılmak üzere, sabahleyin otobüsümüzün bizi alacağı Üçyol durağında arkadaşlarla buluşuyoruz. Nursel Keskin Hanımefendi bir Kilis'li. Emekli bir öğretmen. Ama boş durmuyor, gezi turları düzenliyor. Kilis Kültür Derneğimizde gezi işlerini istekli olarak, kendisi yapıyor. Yıllardan beri İzmir'de oturmama karşın bugün gideceğimiz yerleri görmediğimi itiraf etmeliyim. Selahattin Dalgıç Bey, bu gezi nedeniyle beni arayınca, hemen yazdırmasını söyledim. Çok rağbet olduğunu gördüm bu geziye. Çünkü otobüs Kilis'li ailelerle doluydu. Hayrettin Keşkek Beyler, Mahir Çolakoğlu'nun eşi Şenel Hanım, Nursel Sümer, Ali Kemal Özalp ve ailesi, Yücel Beyret, Belma Canbolat, Elif Sağıroğlu, Işıl bodur, Ali sayaoğlu, Hannan Gül, İsimlerini yazmadığım olduysa affetsinler. Otobüsümüzde Coşkun Arıtar isimli, gideceğimiz yerleri anlatıcı olarak profesyonel bir rehberimiz de var. Salihli'ye gelmeden M.Ö. 2000-600 yılları arasında bu yörede kurulmuş, antik bir şehir olan Lidya Devleti'nin başkenti Sardes yoluna dönüyoruz. Şehre girmeden yol kenarında bulunan bir kahvenin önünde her birimiz bir masa kaparak, sabah kahvaltısına oturduk. Çaylar şirketten oluyor. Kahvaltıdan sonra yaya olarak Sard Şehrine giriyoruz. Rehberimizin anlattıklarını harfiyen yazıyorum ben. Altın para ilk kez bu şehirde basılmış. Paktalos Çayı geçiyor içinden. Bu çay yukarı Bozdağ'dan inerken altın tozlarını beraber sürükleyerek akarmış. Bu nedenle o çağlarda bu yörede, altın işlikleri çokmuş. İzmir'e 80 km. uzakta olan bu antik kenti sizler de görmeye giderseniz, şu tarihi yapıları gezmelisiniz. Akropol, yedi harikadan birisi olan Artemis Tapınağı, su yolu ve kanalları, hiristiyan kilisesi, dükkanların sıralandığı Batı Caddesi. Kral Krezüs devrinde bu şehir altın yıllarını yaşamıştır. İpek Yolunun Ana'dolu'da başlangıcıdır. M.Ö. 547 yılında Pers Kralı Kurus, buraya saldırarak, bütün zenginliğini yok etmiş, Krezüs'ü yakarak cezalandırmış, kendiside İran'a dönünce, Amazonların saldırısına uğrayarak öldürülmüştür. Sonraları hiristiyanların yedi kilisesinden biri, burada yapılmıştır. 1402 yılında Timurlenk Anadolu'yu işgal edince, burası da nasibini almış, tamamen yakılıp, yıkılmıştır. Altın yol, ipek yol olarak bilinirdi. Efes, Sard, Adala, Sıdas, Gordiom, Hattuşaş, Ninova olarak adlandırılan bu yedi şehir, ilk çağların yol üzerinde olan en canlı ticaret merkezleriydi.


Tekrar otobüsümüze binerek Bozdağ'a tırmanıyoruz. Gezecek yerimiz çok. Yol üzerinde "Kırkoluk" denilen bir yerleşim bölgesine geliyoruz. Kırk gözlü, yani kırk musluklu bir çeşme önünde iniyoruz ki, buranın suyundan içmeden gidilir mi? Bir köylü "kırk yiğidin anısına, rahmetine" bu suyun aktığını, hiç kesilmediğini söylüyor. Çeşmeden doya doya herkes suyunu içiyor, şişelerini dolduruyor, gençler dilek tutuyorlar. Çevre insan seli. Bizden başka turist otobüsleri gelmiş. Şirince Köyü gibi barakaların, dükkanların önünde gözlemeler pişiyor, yayık ayranı içiliyor. Bu yöreye ait ne varsa satış yapılıyor. Özellikle ceviz, kestane, peynir, tereyağı alanlar çoğunlukta. On beş dakikalık zamanımız çabuk doluyor, yine otobüsümüze binerek, geç gelene çayların paralarını ödeme ceza olduğunu unutmuyoruz. Bozdağ'a tırmanırken, bu geziye katılanlar, tanımayanlara kendilerini tanıtma fırsatı buluyor, anlattıkları güncel fıkralar, söyledikleri Kilis türküleriyle, güle eğlene oldukça sarp ve kavisli dik yokuşları çıkıyoruz. Dağda kar kalmamış. Oysa kışın bir metreden fazla kar olurmuş. İzmir'in yöresel kayak merkezi olduğunu hepimiz biliyoruz. Telesiyej çalışıyor, isteyen, on lira karşılığı dağa çıkabiliyor. Burada fazla zaman geçirmeden Döner Otel'e geliyoruz. Dağların, tepelerin, vahşi güzelliklerin, çam ağaçlarının ortasında yüksekçe bir noktada konuşlandırılmış bu otelde, öğle yemeği için, hazırlanmış Ödemiş köftesi yiyeceğiz. Menüler çabuk geliyor, Köy yoğurduyla yapılmış bardak bardak ayranlar, salatalar, sofralarımızı süslüyor. Yemeklerin ödemesi, yine verdiğimiz küçük paranın içinde. Yemek yerken döndüğümüzün farkında oluyoruz. Hanımlar çantalarını koydukları yerde bulamıyorlar. İkide bir uzaklaşan çantalarını almaya kalkıyorlar. Lokantanın penceresinden dört bir tarafı seyretme olanağı buluyoruz. Çay servisinden sonra, iyi ki bu geziye katılmışım dercesine, ayrılmak istemiyorsunuz. "Daha çok gideceğimiz yer var." Diyen rehberimize kulak vererek, yine otobüsümüze biniyoruz. Kışın kar, yazın serin yazlık keyfi yaşanıyor buralarda. Yol boyu yüksek seki gibi yerlerde tek tek evler görüyoruz. Yamaç paraşütü yapanlara rastlıyoruz. Havada bize el sallıyorlar. Biraz daha inince, rehberimiz otobüsü kenara çektirip, inmemizi söylüyor. Sağ tarafta çamlar arasından bakınca, bir göl karşımızda duruyor. "Aaa" diyerek, şaşkınlığımızı bu sözlerle dile getiriyoruz. Çünkü yerden bin metre yükseklikte göl olur mu? Olurmuş demek. Biz eşimle geçmiş yıllarda İsrail'e gittiğimizde yerden 425 metre aşağıda Lut Gölü'nü görmemiş miydik. Burada da yüksekte oluşmuş bir krater gölü karşısındayız. Bu güzel manzaranın seyrine dalıyor, otobüse binerek Gölcük şehrine iniyoruz. Bugün Pazar olması nedeniyle burası da dolu. İnsanlardan geçilmiyor. Göl kıyısında piknikçiler oturmuş, kebap yelliyorlar. Kendimize şirketten olmayan, şevketten olan çay molası veriyoruz. Burada da yöre halkı ürünlerini pazarlıyorlar. Göl kenarındaki cadde, satıcıların mekanı olmuş. Köylerinden getirdikleri hormonsuz, kuru ve yaş yiyeceklerle, patates, ceviz, elma yumurta gibi ürünler satıyorlar. Aile bütçelerine katkı sağlıyorlar. Ayrıca burada fırında oğlak pişirme yöresel lezzet halini almış. Zamanımızın azlığı nedeniyle bu tadı tadamadık. Ben daha önce Kent'teki bir yazımda Kilis'teki bazı köylerde, özellikle Ravanda Köy'ünde bu iş olur diye yazmıştım. Kaleyi görmeye gelenler, köye indiklerinde yemek yer, çay, ayran içerler. Olmaz değil, denemede yarar var, diyorum.

Şimdi Birgi yolundayız. Birgi yıllar önce Aydınoğulları'nın başkentiydi. Cadde üzerinde meşhur iki yüzyıl önce yapılmış, Çakıroğlu Konağı'nı geziyoruz. Öyküsü uzun. Üç katlı bir konak. Birinci kat gelen konukların dinlenmesi, yatmaları, yemeleri için yapılmış. İkinci kat kışlık olarak kullanılmış. Kışın çok soğuk olduğu için pencere camları çift kat vitray süslemelerle bezenmiş. Üçüncü kat, İstanbul'lu ve İzmir'li olmak üzere iki eşi olduğu için, iki yatak odalı yapılmış. İstanbul'lu olanın odasının içi, İstanbul resimleriyle, İzmir'li olanın odası da, İzmir resim ve portreleriyle donatılmış. Burayı gezmeye gelen bizim gibi turistlere, bu odalara girişi yasakladıkları için, odaları göremedik. Ancak rehberimizin anlatısına uyarak, ben de sizlere naklediyorum. Şimdi Aydınoğlu Mehmet Bey'in yaptırdığı Camiye geliyoruz. İçindeki mimber, o yıllardaki nacarlar tarafından eşi benzeri az bulunur şekilde yapılmış. İmreniyoruz bu güzellikleri görünce. Buradan iki rekat namaz kılıp çıkınca, İmam-ı Birgi-vi Hazretleri'nin mezarlığının bulunduğu sanduka önünde buluyoruz kendimizi. Fatihamızı vererek, dualar ediyoruz. Daha bizim bilmediğimiz bu kutsal topraklarda, daha ne kadar ulu, ermiş insanların yattığını düşünüyoruz. Mehmet Akif Ersoy'un dizeleri aklıma geliyor. Çanakkale'deki şehitlerimiz için:

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın. Demiyor mu?
Hüzünlü ve inançlı bir şekilde bu şehirden ayrılmadan şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu şehrin caddelerinin iki yanındaki eski evler tek ve iki katlı. Dekorasyona tabi tutularak yenileniyor. Ancak eski yapılışı gibi olacak. Safranbolu evrelerine benzeyecek. Gelecekte turistlerin görmeden gidemeyeceği bir şehir olacağı şimdiden belli. Yatılı kalmak isteyenler için pansiyonlar yapılmış. Beyaza boyanmış hep.
Buradan da istemeyerek ayrılıyor, son durağımız olan Ödemiş'e geliyoruz. Ben ilk kez Ödemiş'i görüyorum. Modern bir şehir özelliği var. Öğretmen Evi'ni harika buldum. Yeri, hizmeti, konumu çok güzel. Şehir merkezi 75 bin nüfusa sahip. Ama geniş bir ovaya yayılmış. Caddeleri, evleri planlı gördüm. Şehri gezerken, rehberimizin önerine uyarak, Atom Kasabı'na uğruyoruz. Hazır pişmemiş Ödemiş köftesi alıyoruz. Akşam karanlığı çökmek üzere. Mola süremiz dolunca otobüsümüze binerek, İzmir'e doğru hareket ediyoruz. Arabamızın içinde bir şenlik başlıyor. Bu geziden aldığımız tat, bambaşka oldu. Kilis türküleri söylendikçe, zılgıtların arkası kesilmiyor. Bir saatlik bir yolculuk sonunda güzel İzmir'e ulaşıyoruz.
Köşe Yazıları

Kilis Hakkında

Kilis Genel Bilgiler
İl Plaka Kodu: 79
İl Nüfusu: 114724
Merkez Nüfusu: 70670
Yüzölçümü: 1642 km2
İlçeleri: Elbeyli, Musabeyli, Polateli
Beldesi: Yavuzlu (Merkez)
Kurtuluşu: 07.12.1921
Telefon Alan Kodu: 348

Atatürk diyor ki:

"İlk defa ayak bastığım bu Türk şehrindeki uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet asla ölmeyecektir. Var olun Aziz Kilisliler!"
Mustafa Kemal ATATÜRK