Derneğimiz

Mehmet Yılmaz Alp - Edebiyat ve Eğitim

 

Edebiyatın malzemesi dildir.Fertler ve nesiller arasında anlaşma aracı olarak iş gören dil ise kültürün en önemli unsurudur.(1)Öyle ki; kültürden dili çıkardığımızda kültür özelliğini kaybeder.Kültürün yok olmasıyla da millet, niteliğini kaybeder; başka bir millet sahnesinde yer alır.



Dil duygu ve düşüncelerimizi ifade aracıdır.Her millet dili farklı bir şekilde kullanarak bir dil dünyası oluşturur."Dil, millet denilen insan cemiyetinin en mühim sosyal varlığıdır.Kültürün ilk ve temel unsurudur.Kültür unsurlarının toplandığı dairenin meydana getirdiği bütünün en az yarısını dil işgal eder.Millet her şeyden önce ve daha çok dil birliği demektir."(1)



Kültürün unsurlarını dil, toplumun inançları, tarih, müzik, örf âdet ve gelenekler?gibi unsurlar oluşturur. Kültürün unsurları içinde dili, hep en kuşatıcı, toplumsal bir kurum niteliği olan, canlı, milli felsefeyi bünyesinde barındıran, toplumun harcı olan özellikleriyle düşünmek ve değerlendirmek gerekir.Bu konuda Prof. Dr. Mehmet Kaplan şu görüşleri ileri sürer: "Aynı dili konuşan insanlar millet denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler.Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında duygu ve düşünce birliği olan bir cemiyet, yani millet haline getirir."(2)



Kültür dili,günlük konuşma ve bilim dilinden ayrı bir özellik gösterir.Bilindiği üzere günlük dil, günlük ihtiyaçlarımıza cevap verir.Günlük dil sadedir; edebi ve bilimsel bir amaç taşımaz.Kültür dili denilince yazılı ve sözlü edebi dil anlaşılır:" Yazılı edebiyat, kültür dilinin en büyük hazinesini teşkil eder.Yazılı edebiyat, günlük dilden ve sözlü edebiyattan yüzlerce defa zengindir.Bunun sebebi, yazının binlerce yıllık sözleri saklaması ve biriktirmesidir.Kültür denilince bilhassa yazılı eserler anlaşılır."(3)



Bireyler edebi zevklerini, edebi eserler okuyarak geliştirirler. Edebi zevkimizi geliştirelim diye bir hukuk veya tıp alanında yazılmış bir eser okumayız. Ancak bilgi almak, herhangi bir konuda müşkülümüzü halletmek için bu tür eserler okuruz. Kısaca, bu eserler bize salt bilgi vermek için vardırlar.



Edebi eserleri okuyarak edebi zevkimizi geliştirebiliriz. Öncelikle kendimizi daha iyi anlar; duygu ve düşüncelerimizi daha iyi ifade ederiz.Üslubumuzun güzel ve etkili olmasını sağlayabiliriz. Böylece bireyden topluma edebi zevk halesi geliştikçe toplumun ortak kültürü gelişir ve toplum bireyleri arasında birleştirici,bütünleştirici bağ ortaya çıkar.Bireyler arasında etkili iletişim kurulması sağlanır.Etkili iletişim, milletin yaşam kalitesini yükseltir. Belli sorunlar karşısında tüm bireylerde belli seviyelerde -ortak tepki oluşumu- bir bilinç ortaya çıkar.Edebiyat topluma ortak bir anlayış kazandırır.



Güçlü edebiyata sahip milletlerin kültür seviyelerinin de yüksek seviyede olduğunu söyleyebiliriz.Edebiyat toplumun aynasıdır. Büyük fırtınalar koparan siyasi, sosyal çalkantılardan kurtulma becerisini güçlü edebiyatlarından aldıkları hızla başarabilirler. Bu konuya örnek olarak Rus, Fransız toplum ve edebiyatlarını örnek verebiliriz. Milli Mücadele döneminde yazar ve şairlerimizin milletimizin olağanüstü direncinde payı büyük olmuştur.Yüce Atatürk edebi eserlerin toplumsal etkisini bildiğinden yazar ve şairleri hep desteklemiş,milli konularda eserler vermelerini teşvik etmiştir.



Yazar, eser, yayıncı bilginin okuyucuya aktarılmasını sağlayan unsurlardır.Ana unsur olarak yazar ve eseri almak gerekir.Yazar lokomotiftir. Eseriyle okuyucuda kültürel bir dönüşüm veya donanım gerçekleştirir.



Yayıncı, eserin okuyucuya ulaşmasını sağlar. Ülkemizde bu konudaki sorun okuyucunun azlığı ve dolaylı olarak nitelikli satış noktalarının yetersizliğidir.Türkiye'de 500 nitelikli satış noktası varken bu miktar Fransa'da 21 bin olarak belirlenmiştir.70 milyonluk ülkemizde nitelikli okuyucu sayısı entelektüel anlamda 40-50 bin civarında olduğu varsayılmaktadır.



Yapılan birçok araştırma Türkiye'de kitap okuma oranının çok düşük düzeyde olduğunu gösteriyor. Bu konuda en çarpıcı araştırma sonuçlarından biri de, ülkemizde kişi başına kitaba harcanan paranın bir dolara yakın olduğu (45 sent) şeklindedir. Avrupa ve Amerika'da 100 doların çok üstündeyken bizde ise bu kadar düşük olması anormal bir durum.



Edebiyat ürünlerinin niteliği yüksek midir? Türk Edebiyatı tartışmasız çok önemli bir yerdedir. Dünya çapında eserlerimiz ve edebiyatçılarımız vardır. Klasik edebiyatımız, Halk Edebiyatımız tartışmasız bir ummandır. Modern edebiyatımızda dünya çapında temayüz etmiş edebi şahsiyetlerimiz vardır.Bugün dünyada Türk Edebiyatı denilince Nazım Hikmet, Aziz Nesin,Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Nedim Gürsel gibi isimler bilinmekte ve okunmaktadır.Bu isimlerin bilinmesi güzeldir; ama bir Halit Ziya, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin,Yakup Kadri, Peyami Safa, Ahmet Muhip, Ahmet Hamdi Tanpınar,Sait Faik dünyada tanınmıyor diye değerlerinden bir şey yitirmezler.



Türk Edebiyatının topluma etkisi ve tesiri hangi seviyededir? Eser ve birey-toplum ilişkisi ne düzeydedir?İşte sorun burada kendini gösteriyor. Ne yazık ki toplumun eserlerle buluşması, kaynaşması son derece düşük seviyededir.Belli eğitim kurumlarından mezun olmuş kişilerin asgari düzeyde dahi olsa aynı eserleri okumadıklarına şahit oluyoruz.Böyle olunca edebi zevkin yaygınlık kazanması, yayılması akim kalmış oluyor. Ortak zevki gelişmemiş toplumların nitelikli bir kültürel ortam yaratmaları da mümkün olmayacaktır.



Burada ülke genelinde Türkçe- edebiyat eğitimi üzerinde durmak gerekiyor.Edebi zevke sahip, nitelikli, idealist edebiyatçı eğitimcilerin eğitim kurumlarımızda yer alması gerekiyor. Okumayan, yazmayan "edebiyat memurluğu'' görevini üstlenmiş birçok öğretmen, öğrencilerde edebiyat zevki ve merakı uyandıramıyor. Okuma alışkanlığı kazandırılmadan öğrenciler mezun olup gidiyorlar.



Bu konuyla ilgili olarak edebiyat ders kitaplarının nitelikli olması önem arz ediyor. Ders kitabı yazmak; deneyim, geniş bilgi, görgü, eğitim-öğretimde uzmanlık gibi meziyetleri gerektiriyor.Okutulan kitapların uygulamalardaki eksikliklerinin tespit edilip giderilmesiyle niteliklerin artırılması sağlanabilir.



Edebi zevkinin geliştirilmesi sadece edebiyat öğretim kadrosuyla mı mümkün olacaktır? Bu elbette ki mümkün değildir. Ancak edebiyat eğitimcilerinin okuma alışkanlığının geliştirilmesinde ve edebi zevkin kazandırılmasında sorumluluğu çok büyüktür. Üniversitelerdeki edebiyat eğitiminin yeniden düzenlenip hayatla atbaşı seyredecek duruma getirilmesinin sağlanması, hayatı kucaklayacak ve kuşatacak düzeye getirilmesi elzem bir husustur.Eğitimde ilerleme yakından uzağa, somuttan soyuta doğru olmalıdır. Gelişme ve ilerleme bir kurum üzerine yıkılamaz. Toplumun bütün noktalarıyla sağlanır.



Matbaanın bize 200 yıl geç gelmesi kitap ve okuma kültürünün yaygınlaşmasında bir hayli dezavantajlara sebep olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Kültürel yönden bir geriliği kapatmak çok kolay olmamaktadır.



Modernleşmenin kriterlerinden biri de her kuşağın kendisinden sonra gelen diğer kuşağa kütüphane devretmesidir. Yani dede oğluna,torununa bir kütüphane mirası bırakacak. Bu kütüphane kuşaktan kuşağa zenginleşerek, gelişerek, değişerek devam edecekti. Ailesinde kitap sevgisi, okuma alışkanlığı görmeyen yeni nesillerin okuma kültürünü içselleştirememesi yadırganamayacaktır.



Nurullah Ataç "Edebiyatın İşlevi" adlı yazsında edebiyatın, edebiyatın etkin gücünü şu cümlelerle ifade eder:"Bir toplumda ahlakın ilerlemesini, düzelmesini istiyor musunuz, o toplumda edebiyat, sanat merakını uyandırmaya, geliştirmeye çalışın.Çocuklara, gençlere şiirler, hikayeler okutturun, onları tiyatrolara, sinemalara gönderin.O hikayelerin, romanların, oyunların insanlarıyla tanışsınlar, onların içlerini, böylece gerçekteki insanları da daha iyi anlarlar.Çocuğunuz büyüyünce ne olacaksa olsun, küçükken siz ona edebiyatı sevdirmeye bakın, ilim, bilgi sonradan gelecektir, önce insanlığını kurmak hayalini işletmek gerekir"(4)



Toplumun geneline seçkin eserlerimiz okutulursa toplumun tüm katmanlarına ortak kültür nüfuz eder; gelişme ve değişim bütünsellik arz eder.



Kültür uygarlıkla paralellik gösterir. Edebiyat bir toplumun aynasıdır. Milletler uygarlık yarışında bayrağı taşırken edebiyat ve sanat dünyasından soyutlanamaz;aksine güç ve destek alırlar. Her milletin sembolleşmiş yazarları, şairleri vardır. Bunlar o milleti ayakta tutan kültür anıtlarıdır. İngilterede Shakespear; Fransada Balzac,Viktor Hugo; Almanya'da Goethe; Rusya'da Dostoyevski, Tolstoy; İspanya'da Cervantes toplumun bütün katmanlarına kadar okutulmuş, yaygınlık kazanmış sanatçılardır. Bu çınar gibi güçlü ve kalıcı şahsiyetlerle dil-kültür varlığını, canlılığını sürdürmektedir. Biz de sembol sanatçılarımızın etrafında kenetlenmek; bilinçli bir okuyucu kitlesi oluşturmak zorundayız.Böylece edebi zevki gelişmiş,iletişim becerisi gelişmiş bireyler yetiştirebiliriz.



KAYNAKLAR:


1.Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil, Dergah yay., 9. baskı, , İst.1996, s..35

2.Mehmet Kaplan, M.Ergin,K.Yavuz.,Türk Dili Kompozisyon,Bayrak
yay.ist.1994.s.108-109.

3. Muharrem Ergin,Türk Dilbilgisi,.Bayrak yay.,İst.1998 .s.4.

4.Nurullah Ataç,Söyleşiler, Ank. 1952.
Köşe Yazıları

Kilis Hakkında

Kilis Genel Bilgiler
İl Plaka Kodu: 79
İl Nüfusu: 114724
Merkez Nüfusu: 70670
Yüzölçümü: 1642 km2
İlçeleri: Elbeyli, Musabeyli, Polateli
Beldesi: Yavuzlu (Merkez)
Kurtuluşu: 07.12.1921
Telefon Alan Kodu: 348

Atatürk diyor ki:

"İlk defa ayak bastığım bu Türk şehrindeki uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet asla ölmeyecektir. Var olun Aziz Kilisliler!"
Mustafa Kemal ATATÜRK