Derneğimiz





Yakut Yakamoz - Günlerden Pazar bilmem saat kaçtı

 

     Günlerden Pazar bilmem saat kaçtı        



     ... Ve bir koşuşturma mutfaktan - odaya, balkondan -salona ve eşofmanlar bize gülümseyen. Sobanın üzerinde demlenmiş çaydan bir yudum daha alınır keyifle.

     Kapılar kapanır, yürüyüş başlar. Hayat arkadaşım, kızlarım Şenay ve Jale.

     İstikamet, Şörehbil Hz.leri ve Resul Osman dağı.



     Zekeriya Korkmaz Bulvarından Karataş yokuşu. Nefes nefesteyim. İki yıldan beri spor yapamayışım nasılda zorluyor. Gençlerden utanıyorum. Sol tarafta Nejat Taşkın hocamın arsası.


     _Ben, ne olacağım? Hala bir çözüm bulamadılar Yakamoz! Der gibi bakıyor

     Devlet hastanesinden gelen ambulansın acı siren sesine, içim burkulur. Ve Gaziantep'e yol alan ambulansın peşinde iki özel araç. Hasta yakınları mı desem. Yürüyüş unutulur. Her şeyde Gaziantep! Yapımı % 90 tamamlanan yeni hastanemiz hala açılmayı bekliyor ve beklerken hastalarımız Gaziantep'e yol alıyor ve yol alırlarken, can veriyor yaşlısı-genci, zengini-fakiri. Yazık! Aman doktor derdime bir çareeeeeee.



     Keçi kılından dokunmuş siyah renkli klimin üzerinde beş kadın. Gelin belli, kaynana belli. Koyu sohbetteler. Az sonra kavga başlar mı dersiniz? Çocuklar yarıyıl tatillerinin ritminde, şen şakrak oyunlar. Mavi boyalı tahta kapının aralığında ağlayan çıplak ayaklı bir erkek çocuğu. Kaldırımda yanan ateş ve ateşin üzerinde bir sac ve sacın üzerinde pişirilen yuka ekmek. Kurutulmuş bağ çubuklarını ateşe iliştirmeye çalışan, rengârenk gül desenli entarisi ile genç kız. Elinde oklavası, hamuru yufka gibi incelten yaşlı kadın. İki de çocuk, aç gözlerle bakışlarda.

Ekmeğin kokusu da ne güzel! Diye düşlerken, baktığımızı fark eden, şakaklarında yeşil dövmeli teyze:

     _Gelin hele! Gelin! Alın da yiyin bi lokma! Duz ekmek olsun! Duz ekmek!

Gönlü bol Anadolu insanının misafirperverliği burada da kendini gösteriyor. Misafirperver Kilis'lim. Sıcak ekmekten birer parçacık ellerimizde, teşekkürümüzü de ilettikten sonra yürümeye devam ediyoruz. Sürat denemsi yapıyormuşçasına yanımızdan geçen motosiklete bakınırken sinirlice, motosikletin peşinden havlayarak koşuşan köpeklere gülüşüyoruz. Onlarda rahatsızlar! Elli metre kadar uzaktaki Şörehbil Cami tüm iştihamı ile kollarını açmış bize bakınır. Köşede terk edilmiş at arabası. Su tankı üzerinde oturan çocuklar Kilis türküsü tutturmuşlar" Kuru kastel akmıyor hah ha nanay, Yar yüzüme bakmıyor" Bende bu genç koristlere eşlik ediyorum.



     Duruyoruz! Bakınıyoruz! Komşu illerden gelen Mersin, Adana, Gaziantep, Hatay plakalı araçlar ilk göze çarpanlar. Şörehbil Cami avlusundayız. (Şörehbil Hz. Peygamberimiz HZ. MUHAMMET S.A.in vahiy kâtibi) Kalabalık bir grup çevreye bakınıyor, bir başka grup ise Şörehbil hz. kabri önünde dualarda. Gözler kapalı ağlamaklı birisi. Kuyudan su çeken orta yaşlı bayan suyunu içtikten sonra, poşetlerden çıkarttığı su şişelerini doldurmaya çalışıyor. Caminin Doğu yakasında kendi haline bırakılmış zavallı parkı görür görmez, bir hüzün başlıyor. Belediye Başkanımız Av.M. Abdi BULUT'A parkın peysaj işini iletelim diye konuşarak, kuyu başına dönüyoruz. Araçların dış lastiklerinden yapılmış kovalardan çektiğimiz suyu kana kana avuçluyoruz. Şehir merkezindeki kuyularda kuraklık görülürken; dağ başında bu suyun varlığı, hayret edilecek bir durum. Avucunu açarak, ezile büzüle para isteyen çocuğa sevgi ile bakarak, eline iki lira bozukluktan sonra soruyorum.

     _Okula gidiyor musun?

     _Gidiyorum amca!

     _Hangi okula gidiyorsun bakalım?

     _Yedi-Aralık İlköğretim Okulu ikinci Sınıf! Diye yanıtlıyor çocuk

     _Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?

     _Öğretmen olmak istiyorum!

     _Bravo arkadaşım bravo! Bravo! Alkışlıyoruz! Okumalısın!

...Alkışlıyoruz elleri öpülesi öğretmenleri!

     ...Ve birdenbire toprak yolda bulurken kendimizi, çocuğun ismini sormadığımıza üzülüyoruz!

Karataş'tan Kesmeliğe doğru ilerliyoruz. Tek katlı sıvasız ve pencereleri beyaz naylonla kapatılmış evlerden, geçiyoruz... Tripleks-dubleks evler, beş yıldızlı oteller, renkli camlar- yeşil çamlar, ışıltılı neonlar düşlerde... Ve bir çadır, yamalı bohça. O da ne? Fosseptik çukuru! 2007 Türkiye'sinin fosseptik çukurları bunlar! Gel vatandaş gel! GÖR! Avrupa birliği üyeleri! Bekle bizi AB? Güleyim bari.

     _İçme suyu var mı evlerinizde?

     _Evet, var! Ama üç günde bir ya bir saat, ya da yarım saat su akar! Diyor kınalı saçlı kadın ve söylenerek kapıyı kapatıyor yüzümüze. Çat-Küt! Çok kızgın. Şenay ve Jale Fotoğraf makinesi ile kareler alıyorlar dönüşümlü. Ve gökyüzü deli dolu şimdi



Gök kurşun mavisi

Bıçak sırtı cinsinden bir hava.

Doğa, hükmedercesine duygulara

İçimde uyuklayan ben

Dünyaya gözlerini açtı.

Tütün rengi gözlerinde parıltılar,

Kayaları çağlayanlar gibi yaladığında,

Çılgın duygular yakaladım,

Benzersiz ve tadılmamış.

Gök kurşun mavisi,

Bıçak sırtı cinsinden bir hava

Gerçeğin gizemli sırlarında gezinmen...




     Buğday tarlasının kenarı ipek yolu. Sağda, tel örgülerle çevrili bir ev. Evin bahçesinde ağaçlar, ağaçların altında kurumuş yapraklar. İlerliyoruz! Bir hayvan besi ahırı, bir tane daha, bir tane daha. Evlerle iç içe adeta. Belediye temizlik işleri çöp traktörü yanımızdan geçen. Kesmelik'i ele veren muhbir dumanlar! (Kesmelik, Kilis evlerinin yapımında kullanılan taşların çıkarıldığı yer) İki mağara ve geniş bir alan. Mağaranın içerisindeki soğuk sular Ramazan aylarında satıl satıl Kilis'e taşınırmış eskiden. Şimdi evsel atıkların deposu. YANIYOR! YANIYOR! KESMELİK YANIYOR! DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN! Dumanlar kara bulut. Kızılderili amcalar görseydi, Amerika ya haber iletirlerdi. Busch amca da gelir, olaya el koyardı. Oysa atık çöp depolama yeri olarak değil de, şöyle Kilis kültürüne yakışır bir dinleti yerine dönüştürülseydi daha güzel olmaz mıydı? Yönetime gelen her Belediye, projeleri içerisinde olduğunu söylerler ama değişen bir şey yok! Sıfır elde var sıfır. Yağmurlar sonrasında bütün olumsuzluklar doğruca Kilise sürüklenir. Yaz aylarında başımızın üstünde üşüşen sinekler de cabası.


     Zeytin yaprağı yeşil âmânda bir yar elinden, altında kahve pişir âmânda bir yar elinden... Zeytin ağaçları arasından geçiyoruz. Ağaçların altlarında ve dallarda unutulan Zeytinleri topluyoruz. Attun olmuşlar. Çok da lezzetli. Hımm tatmanızı isterdim. Avuçlarımızda karpuz çekirdeği misali dişleyerek kuru bir dereden geçiyoruz. Gözlerim Üniversite kampusü olmasını isteğim yeri arıyor. Batı yakası çok çorak. Ağaçlandırma nedense yapılmamış burada! Orman işletme müdürlüğü sınıfta kalmış. Büyükçe bir kaya parçasının üzerinden Kilis ovasına bakıyorum. Çok güzel! Çoook! Suriye'nin Halep şehrinin ilçesi Azez'in sınırdaki köyleri dahi görünüyor. Kordon boyunda gezinti düşlerde. Sarı renkte bir tavşan geçiyor koşarak! Korkakça.

Yürüyoruz! Yansıtıcılara 100 metre kadar kaldı, ha gayret ha gayret! Nafile, Jale bitkin! Yürümekte zorlanıyor. Zorda olsa ablasının uğraşları sonunda tırmanıyor...



     ...Ve doruktayız! Harika bir duygu! Rüzgârın bize gülümseyişine, gökyüzünün el sallayışı eşlik ediyor. Tüm yorgunluk unutuldu bir anda. Gözlerde mutluluk. Resul Osman dağındayız. Yaşasın!

TV. Verici istasyonları ve GSM merkezlerinin yansıtıcıları karşımızda. Keşkeler geçiyor aklımdan... Bakınıyoruz! Konuşuyoruz! Şurası neresi? Burası neresi? İşte beş yüz evler! O büyük yol öncü pınara mı gidiyor? Akpınar şu tarafta mı kaldı? İslâhiye dağın arka yakasında mı? Sorular zincirleme. Resul Osman dağından Kilis bir başka güzel! Sizlerde görebilseniz?

Şöyle tavşankanı bir bardak çay da ne de güzel olurdu? Yine keşkeler. Düşlerden kurtul Yakamoz, der bendeki ben. On beş dakikalık gözlemden ve dinlenmeden sonra Resul Osman dağından inmeye çalışıyoruz. Gökyüzü değişimde! Islanmaktan korkuyoruz. Çengele doğru hızlı adımlar... Motosiklet üzerinde iki genç keyifli.



     Dağın eteğinde duran bir taksi ve taksisinin içerisinde Kilis'i gözetleyen çok sevdiğim, abim Muhlis SALİHOĞLU'NA (Kilis Kültür Derneği Kilis Şubesi Başkanı) rastlıyoruz. Kısa bir Kilis sohbeti sonrası yine yürüyüşteyiz. Genişçe bir yol açılmış fakat yolun Doğu yakasında ki evlerin görüntüsü burada da içler acısı. Hayretlerle bakınıyoruz çevreye.

Alt yapı -üst yapı eksikliği göze çarpıyor hemen. Burnumuzu sıkıca tutuyoruz. Nefes almakta ve yürümekte zorlanıyoruz kokulardan. Burada da hayvan besi ahırları karşılıyor bizleri. Tavuklar, hindiler atıkları eşelemekteler. Yol kenarına atılmış inşaat molozları. Ve üzerinde iki kuzu. Sokaklardan geçiyoruz. Sıvasız bir evin damında uydu anteni. İkilemdeyim! Arsanın yanında üç ağaç, ağaçların arkasında pide fırını. Batı yakasında ATATÜRK İlköğretim Okulu ve alt tarafında 112 il Ambulans Servisi Başhekimliği ve yanı başında H.Mehmet Sanlı tarafından yaptırılmış 4 Nolu Sağlık Ocağı. Taş fırında pişen ekmeğin kokusu da lezzeti de bir hoş olur. Yaprak Pide ve Lahmacun Fırınında buluyorum kendimi. Sıcağından, al kızarmış bir taş fırın ekmeğine yirmilik uzatıyorum yeşilinden.

Fırıncı Galip ustadan yanıt.

     _Bozuk 15 kuruş yok mu?

Nafile bozuk da yok ceplerde. Hamur açan diğer usta ile sohbet eden adam, Galip ustaya seslenir.

     _Tamam, tamam alma Galip usta, ben vereyim! Der ve usta ekmek parasını almaz!

     _Kalsın Yakamoz! Canın sağ olsun! Misafirimiz olun buyurun demez mi? Meğerse Jale'nin servis şoförü İsmail ÇELİK miş. Tanıyamamıştım o anda. Borcum olsun diyerek teşekkürlerimi iletiyorum ve sıcak ekmeği, hayat arkadaşım ve kızlarımla paylaşarak, Fındıklı'ya doğru ilerliyoruz. İlerliyoruz da ilerlemesine de Ulusoy Sokağının girişinde beyaz bir köpeğin bizi karşılayacağını düşlememiştim ki. Nereden çıktı şimdi bu? Kocaman köpeğin saldırısından koşuştuk! Kapısının önünü süpüren kız köpeğe seslendi ve köpek frenledi. Cıncık gülle (cam bilye) oynayan çocuklar bize gülüşleriyle alay ettiler. Bakışlarımız utangaç. Ulusoy Sokağından köşesiyi döner dönmez Prof.Dr. Hikmet Celkan Sokağı ve karşımızda. H.Mehmet Sanlı'nın yaptırdığı H.Mehmet ve Güzide Sanlı Özel Orta Öğrenim Kız Yurdu. Dört bir tarafı çam ağaçlarla çevrili, güzel bir yapı mimarisi, göz kamaştırırcasına selamlıyor bizi. Mutlu oluyorum hem de çok. Mahalle sakinlerinden 33 nolu kapı önünde mangal yakmakla meşgul genç arkadaşa soruyorum:

     _Ne zaman açılacak bu güzel yurt?

     _Bir aya kadar tamamlanıp, açılır herhalde!

Bu yanıta bir kez daha mutlu oluyorum. Bu güzel görünüme bakışlarımız yoğunlaşırken:

_Hoş geldiniz Yakamoz! Buyurun içerisini de gezelim! Diyen dernek yönetim kurul üyesi Mehmet Böyük önderliğinde, Bünyesinde Fındıklı Kuran Kursu binası, misafirhane, ağaçlarla süslü parkı ve ağaçta bağlı beyaz keçisi ile muhteşem alandayız. 100 öğrencinin barınabileceği 5 katlı yurt binası, asansörlü ve 3 yıldızlı otel konforunda.

Teşekkürler H.Mehmet SANLI Teşekkürler! Alkışlıyorum!

Ve yurt çıkışında, mangalın üzerine soslu etleri dizmeye çalışan arkadaşa, afiyet olsun, diyerek ayrılıyoruz.

     Sevilerle hüznü birlikte yaşıyorum. Bir tarafta açılışa hazırlanan yurt binası, diğer tarafta kapısında kilitler vurulmuş, iki yıldan beri tutsak bir kütüphane Kilis'teki Fakülte kampusü içerisine H.Mehmet Sanlı tarafından yaptırılan bu kütüphanenin bir an önce açılması için, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Erhan EKİNCİ'NİN gayretlerini bekliyoruz. Yatırımlarla memleketlerine hizmet eden bu güzel insanları neden üzerler ki? Anlaşılır değil!

     Yurt binasının Doğu yakasında büyük bir inşaat. Ve inşaatta çalışan makineler-işçiler, kamyonlar. Şaşkınlığımı yenerek, ne olduğuna karar veremeden İnşaat Formen'i Hasan ustadan aldığım yanıt burada da mutlu kılıyor beni. İstanbul'dan Hidrotek isimli firmanın yapımını üstlendiği yaklaşık 25 bin m2'lik Su Arıtma İstasyonu inşaat alanı hareketli, Pazar günü olmasına karşın özveri ile çalışan 60 kişilik işçi grubu da mutlular. Yapımı 2007 yılı içerisinde de tamamlanacak olan bu tesis, Yeni Yapandan Seve Barajına, Seve Barajından da buraya pompalanacak suyu kullanımdan önce amacına bağlı olarak arıtılması sonrasında Kilis'e verilecek olması Tifo'ya ve susuzluğa bir çare olacaktır. Bu güzel işlevi meydanda getirenleri de alkışlıyorum.

TEŞŞEKKÜRLER DSİ binlerce TEŞEKKÜRLER. SİZLERİ DE ALKIŞLIYORUM.

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Erhan Ekinci'iyi de alkışlasaydım. Avuçlarım kanayıncaya kadar... Keşkeeeeeeeeeee!

     Yürüyoruz! Suyun gelişinden sonraki hayatı düşlemeye başlıyorum...

Ve 1995 Mart'ı dizelerde anımsanan.

Güneş bir başka ısıtır üşüyen ruhumu

Rüzgâr ılgıt ılgıt eser gönlüme

Kokladığım çiçekler dışa dönük,

Dokunduğum yapraklar suya hasret değiller

Toprak kendi özünü benimsemiş, üretken.

Sense, bomboş yaşamdasın.

Haydi, aç artık gözlerini!

Uçuşan kuşları gör, büyüyen başakları

Çocuklar yarınlara koşuyor,

Sen hala dünlerdesin

Bugün günlerden Pazar bilmem saat kaç?

Sen hala uykulardasın UYAN!


Yoksa bu insanlar kabuklarından çıkmaya korkuyorlar mı desem?

Toprak sahada futbol maçını izliyoruz kısa bir süre. Ve yine yürüyüş.

Yağmur damlaları belirgin yanaklarımda. Yüreğimizdeki mutlulukları paylaşmaya az kaldı

     ...Ve sobanın üzerinde demlenmeye başlayan çaydanlığın sesindeki tınılar bana türkülerimizi anımsatan ve mutfakta, zeytinyağlısından maydanozlu -domatesli, bulgurlu köfte yoğrulması başlar?

Günlerden Pazar bilmem saat kaçtı?

Beklerim efendim! Çaylar Yakamoz'dan.


Yakut Yakamoz

0 555 206 60 78

yakutyakamoz@hotmail.com
Köşe Yazıları

Kilis Hakkında

Kilis Genel Bilgiler
İl Plaka Kodu: 79
İl Nüfusu: 114724
Merkez Nüfusu: 70670
Yüzölçümü: 1642 km2
İlçeleri: Elbeyli, Musabeyli, Polateli
Beldesi: Yavuzlu (Merkez)
Kurtuluşu: 07.12.1921
Telefon Alan Kodu: 348

Atatürk diyor ki:

"İlk defa ayak bastığım bu Türk şehrindeki uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet asla ölmeyecektir. Var olun Aziz Kilisliler!"
Mustafa Kemal ATATÜRK